Dünya Nasıl Bir Değişime Giriyor?

Sanırım son zamanlarda yaşam tarzımız ve yaşamak istediğimiz hayat kavramı biraz değişmeye başladı. Mesela benim 10 yıl önceki hedeflerimin, şu an yaşamak istediğim hayatla uzaktan yakından alakası yok. 10 yıl önce ben iyi gelirli, kurumsalda tam zamanlı bir pozisyon hayali kurardım fakat şimdi daha ufak ama huzurlu bir hayat düşlüyorum. Bana ne oluyor ve herşey nasıl bu kadar değişti soruları ise her gün kendime sormaya başladığım sorular.

Kimse adına konuşamam tabi ki ama daha çok insanla konuştukça onların da benim hislerime benzer hisler taşıdığını farketmeye başladım. Biz kendi devasa hayatlarımız ve işlerimizle o kadar meşgulüz ki resmen yaşamayı unutmuşuz. Bu durum bir noktadan sonra biraz acı verici bir hal alıyor ve kafamızın içi sorularla dolmaya başlıyor.

“Ben ne yapıyorum?”

“Ben niye burdayım?”

“Ben nereye gidiyorum?”

Olay şu ki 10 yıl önce çok da fazla bir seçeneğimiz yoktu. Bir üniversiteden mezun olacaktık ve garanti, iyi maaş veren bir iş bulup hayatımıza devam edecektik. Ama hayat öyle büyük bir hızla değişmeye başladı ki biz ne olduğunu anlayamadık bile.

Eskisinden çok daha fazla global bir dünyada yaşıyoruz. Evet, herkes aynı şeyi söylüyor ama bunun bizim için anlamı ne? Her tarafımız internet ağıyla sarılmışken bizim bir işi halletmemiz için belli bir yerde olmamıza gerek yok mesela. O hiç sonu gelmeyen toplantıların artık bir anlamı yok! Artık işini yapabilmek için interneti olan herhangi bir yerde olabilirsin. Malesef şu an öyle bir geçiş dönemindeyiz ki bunu gerçekleştiremiyoruz, ama bundan 10 yıl sonra 25 yaşındaki bir çalışanı ofise bağlamak imkansız bir hal alacak bu kesin. Şu an ben kendim 25 yaşındayım ve hiç bu kadar kapana kısılmış hissetmemiştim. Görevlerimi başka bir mekanda veya evimde daha verimli bir şekilde tamamlayabilecekken her gün ofise gidip günümün yarısını orada ve trafikte geçirip kendimi sürekli stres altında hissetmek istemiyorum.

Globalleşme sadece iletişim sisteminde de gerçekleşmiyor. Asıl insanın kendi içinde gerçekleşiyor.

Dünyayı görme arzusu, onu keşfetme isteği içimde öyle büyüyor ki her gün kendime bunu biraz daha gerçekleştirebileceğim hedefler koyuyorum. Günde kaç defa Lonely Planet’tan yeni gidilecek yer önerileri alıp kaç defa booking.com’dan otel veya airbnb’den ev baktığıma inanamazsınız. Bu bir hastalık diyebilirsiniz fakat bu benim için hayatın anlamı. Ne kadar çok yer keşfedersem o kadar hayatta bir amacım olduğuna inanıyorum. Her gün kendime neden yaşadığımızı, varoluşumuzun gerçek sebebini soruyorum ve ruhumuzun aslında kaç yaşında olduğunu. Biz mutlu muyuz, kendi iç huzurumuz var mı? Kendimizi, doğayı ne kadar iyi tanıyoruz?

 

Bu soruların bazılarının cevabı içimizde yatıyor ama bazıları için doğayı, eski medeniyetleri biraz daha keşfetmemiz ve en azından eski insanların neden yaşadıklarını anlamaya çalışmamız gerekiyor. Ancak böyle, gerçek mutluluğa biraz daha yaklaşabiliriz. Yani, umarım….

What do you think?

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*
*